Uzm. Psk. Dns. Deniz Altınay (Psikodrama Grup Psikoterapisti) 

Giriş: Bir Kriz mi, Yoksa Geçiş Süreci mi?

Ergenlik dönemi, hem birey hem de aile sistemi için tarihsel olarak bir kriz dönemi olarak nitelendirilmektedir. Her ne kadar güncel bazı boylamsal araştırmalar bu dönemin mutlaka fırtınalı ve yıkıcı geçmek zorunda olmadığını, yani mutlak bir kriz tanımının her ergen için geçerli sayılmayacağını gösterse de, döneme özgü köklü biyolojik, psikolojik ve sosyal sorunların yaşandığı yadsınamaz bir gerçektir.

Bu yazı; ergenlik döneminin neyi temsil ettiğini, gençlerin ve ailelerin ne tür sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldığını, hatalı ana-baba tutumlarının bu süreçteki yapıcı/yıkıcı rollerini ve psikodramatik bir perspektifle bu sorunları çözmede bize neyin yardımcı olabileceğini ele almaktadır. Bu döneme, psikodrama ekolü içinde merkezi bir öneme sahip olan "Rol Kuramı" ışığında bakmak, yaşanan çatışmaların kökenini anlamada bizlere dinamik bir harita sunar.

Çocukluk Dönemi ve Rollerin Gelişimi

Çocuğun ilk ve en kritik öğrenme penceresi 0-5 yaş arasındaki dönemi kapsar. Psikodramanın kurucusu Jacob Levi Moreno’nun rol kuramına göre, bebeklik ve çocukluk dönemi, bireyin ilk "psikosomatik" ve "sosyal" rolleri deneyimlediği bir sahnedir. Bu dönemde çocuk, anne ile olan ilişkisinde "birlikte olma", "birlikte hissetme" ve "birlikte yapma" deneyimlerini (birlikte varoluş - co-existence) yaşar. Eğer bu erken dönem güvenli, tutarlı ve sağlıklı olarak geçirilememiş ise, ergenlik döneminde ortaya çıkacak olan kimlik ve rol krizlerinin temeli bu aşamada atılmış demektir.

Gelişimsel süreçte iki temel duygu belirleyicidir: Cesaret ve Kaygı.

"Cesaret bizi ilerlemeye, büyümeye ve sağlıklı olana götürürken; kaygı ise gerilemeye (regresyona) ve sağlıksızlığa yönlendirir."

Tam bu noktada ana-baba rollerinin kalitesi ve işlevselliği devreye girer. Ergen, yeni kimliğini kazanma sürecinde (ki burada sözünü ettiğimiz öncelikle cinsel ve sosyal kimliktir) ya ebeveynlerinin desteği ve cesaretlendirmesiyle gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlar; ya da yoğun kaygı ve güvensizlik nedeniyle nevrotik davranışlar sergileyerek aileyi karşısına alır. Kaygının domine ettiği bir iklimde ergen yalnızlık yaşar, sorunlarını paylaşamaz ve hayatındaki birçok önemli gelişmeden en son anne-babanın haberi olur.

Problemli Ebeveyn Profilleri ve Sonuçları

Klinik gözlemler ve psikodramatik çalışmalar, bu tür sorunlar yaşayan çocukların ailelerinde belirgin bazı ebeveyn kalıplarına işaret etmektedir:

  • Aşırı Koruyucu, Engelleyici ve Yasaklayıcı Anneler: Bu anneler çoğunlukla kendi geçmiş yaşantılarındaki eksik, travmatik veya doymamış anne-baba figürlerini kompanse etmek (ödünlemek) amacıyla çocuklarının hayatını aşırı kontrol ederler.
  • Toleranssız, Mükemmeliyetçi ve İlgisiz Babalar: Çocuğun duygusal dünyasına ve problemlerine yeteri kadar yatırım yapmayan, sadece başarı ve kurallarla ilgilenen baba figürleridir.

Bu ebeveyn tutumları, ergende içe dönük ve yalnızlık çeken bir kişilik yapısının oluşmasına yol açar. Eğer anne-baba sorunlara karşı hem ilgisiz hem de zorlayıcı ise ve eşler arasında kronik bir çatışma mevcutsa, bu çocukların agresif, tepkisel ve antisosyal davranışlar sergileme eğilimi artar.

Bir başka sorunlu grup ise tutulmayan sözler veren, sevgiyi ve güven duygusunu pek az yaşatan ya da "Çocuğumuz bunu zaten bildiğimizi biliyor" varsayımıyla duygusal ihmal uygulayan ebeveynlerdir. Bu ailelerde büyüyen çocuklar, çevreleriyle sağlıklı ilişkiler kuramazlar; temel güven duygusundan yoksun ve sürekli çatışmalıdırlar.

Ön Ergenlik: Bocalama, Çifte Standartlar ve Güç Savaşları

Ön ergenlik dönemi tam anlamıyla bir bocalama evresidir. Gelişimsel psikolojinin öncülerinden Erik Erikson, bu dönemi "Kimlik Kazanımına Karşı Rol Karmaşası" olarak tanımlar.

Erik Erikson şöyle der: "Ergenlikteki genç, bir yandan çocukluk kimliğini geride bırakmanın yasını tutarken, diğer yandan toplumda kendine ait özgün bir rol ve kimlik inşa etmenin ağırlığı altındadır. Bu dönemdeki kriz, sağlıklı bir yetişkinlik için kaçınılmaz bir ego entegrasyonu sürecidir." (Erikson, 1968).

Kız çocuklar anneden, erkek çocuklar ise babadan ilk cinsel rol modellerini almışlardır ve şimdi bu rolleri sosyal sahnede uygulamaya koymak, test etmek üzeredirler. Bununla birlikte, artık bir çocuk olarak değil, bağımsız bir "birey" olarak kabul görmek onlar için hayati bir ihtiyaç haline gelir.

Ancak bu süreçte ebeveynler sıklıkla çifte standart uygularlar. İşlerine geldiğinde "Sen daha çocuksun", işlerine geldiğinde ise "Sen artık büyüdün, çocuk değilsin" söylemine sığınırlar. Bu tutarsızlık, ergende öfkeyi arttırır ve sisteme olan güvensizliği körükler.

Bir başka iletişim hatası ise çocuğu sınırlandırırken sarf edilen "Sana güveniyoruz ama çevreye/başkalarına güvenmiyoruz" klişesidir. Bazı çocuklar bu örtük mesaj nedeniyle çevreye karşı aşırı güvensiz ve kaygılı hale gelirken; bazıları ise bunu örtülü bir kontrol ve "kandırılma" olarak algılayıp anne-babaya büyük bir öfke duyar. Sonuç olarak iletişim bağları gitgide kopar.

Güç Savaşları ve Rol Karmaşası

Ebeveynler genellikle kendi ideallerine, beklentilerine uygun çocuklar istemekte ve onları sürekli olarak kendi kalıplarına göre değiştirmeye çalışmaktadır. Ergenler ise bu istilaya karşı varoluşsal bir direnç gösterirler ve aileyle açık bir "güç savaşına" girerler. Engellenmeler ergende kaçınılmaz olarak öfke doğurur. Karşılığında anne-baba ise mutlak saygı görmek ister ve bunca yıllık fedakarlıklarının karşılığının "bu isyan mı" olduğunu sorgular. Çatışma büyür.

Anne-baba rolünü oynamanın kolay olmadığı bir gerçektir; ancak bu süreçte ebeveynler sık sık kendi birincil rollerinin dışına çıkarlar. Aynı anda hem öğretmen, hem arkadaş, hem sırdaş hem de otorite olmaya çalışırlar. Rol teorisi açısından bakıldığında bu bir "Rol Çatışması" (Role Conflict) doğurur. Ebeveyn tüm bu rolleri aynı potada eritemediği için doğal olarak başarısızlıkla karşılaşır ve kendini yetersiz hisseder. Bu yetersizlik duygusu, ebeveynlerin kendilerini kötü hissetmelerine ya da çocuklarında patolojik bir sorun olduğunu düşünmelerine sebep olur. Halbuki iki varsayım da doğru değildir; sorun rollerin yanlış kurgulanmasındadır.

Ergenin İç Dünyası ve Davranış Kalıpları

Bu dönemdeki çocuklar tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir yapıdadırlar. Duygulanımlarında ani iniş-çıkışlar (duygusal labilite) yaşanır. Derslere olan ilgi azalabilir; kendilerine tanınan hakları yetersiz bulurken, sorumluluklardan kaçma eğilimi gösterirler. Evdeki kurallar artık onlara batan birer prangadır. Dağınıklık başlar, yemeğe geç gelinir, otoriteye pasif bir direnç gösterilir.

İlgi alanları sürekli değişir ve hiçbir zaman sabit kalmaz. Aslında bu durum, tutarlı bir kimlik arayışının ve farklı sosyal rollerin provasını yapmanın (role-playing) doğal bir parçasıdır. Ancak ebeveynlerin bu durumu "maymun iştahlılık" olarak suçladıklarına sıkça tanık oluruz.

Sınırlar ve Gizlilik İhtiyacı

Bedeni ile ilgili detaylar (sivilceler, boy, kilo, giyim) ergen için son derece önemli hale gelir. Bu dönemde gizlilikkutsaldır. Ergen odasına kapanır ve oraya izinsiz girilmesini istemez; çünkü o oda, onun özerk kimliğinin ve sınırlarının mekansal bir parçasıdır. Çoğunlukla anneler ve nadiren babalar bu sınırlara müdahale ederek (odayı karıştırarak, kapıyı vurmadan girerek) çok büyük bir hata yaparlar.

Ergen engellendiği ve öfkelendiği zaman iki tür tepki verir:

  1. Pasif Tepki: Ders çalışmayarak, sorumluluklarını aksatarak veya sessizleşerek öfkesini pasif-agresif bir yolla gösterir.
  2. Aktif Tepki: Fevri, dürtüsel davranışlarla herkesi kırıp dökebilir, hatta kendine zarar verme (riskli davranışlar) boyutuna ulaşabilir.

Ergen, anne-babasının kendi içindeki çelişkilerini ve geçmişteki tutarsızlıklarını yüzlerine vurmaya son derece meraklıdır. Çoğunlukla "karşı çıkmak için karşı çıkar"; amacı sadece kendi bağımsız gücünü ve sınırlarını sınamaktır.

Cinsel Uyanış ve Toplumsal Travmalar

Bu dönemdeki hızlı cinsel uyanış ve hormonal patlama, genci hazırlıksız yakalar ve bunaltır. Bedensel büyüme ve değişim geometrik bir hızla ilerlerken, ruhsal olgunlaşma bu hıza yetişemez ve geride kalır. Gencin deneyimi ve rol repertuarı henüz çok sınırlıdır; bu dengesizlik gence yoğun bir kaygı yükler.

Üstelik toplumda ergenleri, özellikle de kız çocuklarını travmatize eden ilkel tutumlar hala mevcuttur (örneğin ilk adet gören genç kızın tokatlanması gibi geleneksel mitler). Bu kısıtlayıcı yapılarda cinsellik ve suçluluk duygusu atbaşı gider ve gençte derin nevrotik çatışmalara yol açar.

Bu dönem çocuğunun cinsel eğitimi hayati önem taşır. Anne ve baba, kız ve erkek çocuklarına bu konuda net, doğru ve nesnel bilgiler vermelidir. Eğer çocuk soru sorarsa, bu sorular geçiştirilmemeli, korkutulmamalı ve ebeveynlerin yetersiz kaldığı noktalarda mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır. Cinselliği tehlikeli, ayıp veya yasak olarak ele alan ailelerin çocukları, bu hayati bilgileri akranlarından veya internet gibi denetimsiz, sağlıksız kaynaklardan üstünkörü ve çarpıtılmış şekilde öğrenmektedirler.

Akran Grupları ve Bağımsızlaşma

Büyümek için sabırsızlanmalarına rağmen, ergenler içsel olarak çocuksu konfor alanlarından ve davranışlarından da tamamen kopamazlar. Bu çift değerlilik (ambivalans) içinde bocalarken, ana-babalar onları çocukça davrandıkları için eleştirmekten geri durmazlar ve iletişim bağı bir kez daha kopar. Genç, anne-babasının mutlak etkisinden kurtulmak istemektedir ve trajik olan şudur ki, bunu yapabilmek için onlarla çatışmak ve savaşmak gerektiğine inanır.

Bu noktada "Gruba Ait Olma" ihtiyacı belirginleşir. Akran grubu, ergenin aile dışındaki ilk güvenli limanı ve kendi kimliğini bulma yolunda attığı en önemli adımdır. Genellikle aileden gelen baskılar genci bunalıma ittiğinde, arkadaş grubu aileye karşı bir mücadele ve protesto sembolü haline gelebilir.

Kuşaklararası Çatışmanın Dört Alanı

Kuşaklar arası çatışmanın kaçınılmaz ve doğal olduğu bilinmektedir. Psikodramatik ve sistemik yaklaşıma göre bu çatışmalar dört farklı düzeyde oluşur ve her birinin çözüm yolu farklıdır:

Çatışma Düzeyi

Çatışmanın Kaynağı ve İçeriği

Çözüm Yolu

1.Psişik Çatışmalar

Engellenme karşısında oluşan, mantık barındırmayan salt öfke ve dürtüsellik.

Bu kontrolsüz ve sıkışmış duygunun sağlıklı yollarla boşaltılması (Katarsis).

2. İç Çarpıtmalar

Bireylerin kendi geçmiş şemalarını yansıtması (Örn: Babanın kendi kadın algısındaki önyargıları kızına yansıtması, onu bir birey olarak görememesi).

Çarpıtılmış algıların psikoterapi/psikodrama ile düzeltilmesi ve farkındalık.

3. Kişilerarası Dengesizlik

Adaletsizlik, çifte standartlar ve taraflardan birinin (genelde ebeveynin) diğerini ezmesi.

Doğru iletişim, empati ve yapılandırılmış bir arabuluculuk süreci.

4. Sosyal/Toplumsal Çatışma

Ait olunan alt grupların (yetişkinler grubu vs. ergenler grubu) birbirine karşı geliştirdiği toplumsal kalıplar ve önyargılar.

Her bireyin bu toplumsal rollerden ne kadar etkilendiğini bilmesi ve rol esnekliği.

Temel İletişim Hataları ve Psikodramatik Çözümler

Aile içindeki tıkanmaların temelinde, kalıplaşmış ve işlevini yitirmiş bazı kültürel / zihinsel kodlar (kültürel konserveler) yatar. İlişkileri kilitleyen temel iletişim hataları şunlardır:

  • Tartışmayı bir "savaş" ve mutlak kazanılması gereken bir güç yarışı olarak görmek.
  • Uyumsuzluk veya fikir ayrılığı durumunda kaba ve kırıcı davranmayı haklı görmek.
  • Ergeni "anlamayı", onun her davranışını "kabul etmek ve onaylamak" ile karıştırmak.
  • Güvenmeyi, çabuk kandırılmak veya saf yerine konmak olarak algılamak.
  • Diyaloğu sürdürmenin, ergenin olumsuz davranışını onaylamak anlamına geleceğine inanmak.
  • İlişkide dürüst ve açık olmayı bir "saflık ve zafiyet" olarak değerlendirmek.
  • Esneklik göstermeyi veya konum değiştirmeyi bir "geri adım/yenilgi" olarak görmek.
  • Karşı tarafı mantıklı olmaya yöneltmeyi, onu "dize getirmek ve biat ettirmek" olarak uygulamak.

Sonuç: Spontanite, Yaratıcılık ve Psikodrama

J. L. Moreno’nun vurguladığı gibi: "İnsan, roller repertuarı ile doğar ve yaşar. Sağlıklı birey, değişen yeni durumlara uygun ve yeni yanıtlar verebilen, yani spontan ve yaratıcı olan insandır." (Moreno, 1953).

Dinlemek ve empati, bir ebeveynin sahip olması gereken en hayati iki beceridir. Maalesef modern toplumda çocuklarımızı ya hiç dinlemiyoruz ya da kendimizi onların yerine koymayı (rol değiştirmeyi) beceremiyoruz.

Yaratıcılık ve Spontanite, ebeveynlerin ve geleneksel eğitim sisteminin el birliğiyle çocuklarda erkenden körelttikleri iki önemli varoluşsal olgudur. Psikodrama, sunduğu eylem metotlarıyla (rol değiştirme, ayna, eşleme teknikleri) bireye bu körelmiş yetenekleri yeniden kazandırmayı amaçlar.

Psikodrama, hem ergenler hem de aileler için statik kalıpları kıran, rolleri esneten, empati yeteneğini sahne üzerinde deneyimleterek geliştiren son derece geniş bir tedavi ve eğitim repertuarı sunmaktadır. Yaratıcılığı kısıtlanmış, kendi potansiyeline yabancılaşmış ve topluma körü körüne bağlı olan pasif/bağımlı bireyler yetiştirmememiz dileğiyle...

Kaynakça

  • Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis (No. 7). W. W. Norton & Company.
  • Moreno, J. L. (1953). Who shall survive?: Foundations of sociometry, group psychotherapy and sociodrama. Beacon House.
  • Moreno, J. L. (1972). Psychodrama: First Volume. Beacon House.
  • Altınay, D. (2003). Psikodrama Grup Psikoterapisi El Kitabı. Sistem Yayıncılık.
  • Santrock, J. W. (2019). Adolescence (17th ed.). McGraw-Hill Education.